11 Mart 2022 Cuma

JAPONYA'DA BİR AFRİKALI SAMURAY: YASUKE (彌介)

16. yüzyıl Japonya'sında, 1960'larda köle ticaretinin kaldırıldığı 20. yüzyıla kadar, 11 milyondan fazla Afrikalı Hint Okyanus'unda satılıyordu. Sadece köle olarak satılan Afrikalılar yoktu. Ayrıca Afrika hükümetinden diplomatik misyonlar için yolculuk yapan birçok özgür Afrikalı da vardı. 

16. yüzyılda Japonya'da 110 yıldan fazla bir süredir devam eden bir iç savaş hakimdi ve bu durum Japon halkı için günlük hayatın bir parçasıydı. 1549'da Japonya'ya gelen ilk Cizvit hatıraları sayesinde Yasuke hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Yasuke Japonya'nın ilk Afrikalı bireyi değildi tabi ki ancak Yasuke'yi bu kadar önemli yapan şey Japonya kayıtlarına geçen ilk ve tek Afrikalı olmasıydı. Özellikle bulunduğu konumu dolayısıyla kayıt altına alınması: bir samuray olarak...

Japonya'nın Yasuke ile tanışması bir misyon müfettişi olan Alessandro Valignano'nun aracılığı ile oldu diyebiliriz. Tanışmalarının nasıl olduğunu bilmiyoruz ancak muhtemelen ikisinin Hindistan'da buluştuğunu ve Valignano'nun Yasuke'yi bir koruma olarak görevlendirmiş olabileceği düşünülüyor. Şöyle ki tabi ki bir Cizvit misyoner rahip olduğu için bir orduyla seyahat edemezdi ve Valignano dünyanın en tehlikeli yerlerinden birine gidiyordu. Muhtemelen bir korumaya ihtiyacı vardı. 1579'da Yasuke ve Valignano, Portekiz gemisiyle batıdaki Kyushu adasına geldiler. Yasuke'nin, Valignano'yu 1579'dan 1581'e kadar koruduğunu biliyoruz ve Kyushu bölgesindeki çeşitli görevler için de seyahat ediyordu. 

Afrikalı korumalar ve hamallar bir Cizvit maiyeti içinde Japonya'ya geliyor. Nanban (güneyli barbar) katlanır paravandan alıntı, Kano School c. 1590-1600. Courtesy of the Rijksmuseum, Ansterdam, the Netherlands.


Yukarıda ki resimden de anlaşılacağı gibi Yasuke'ye benzeyen birçok Afrikalı insanın tasvirini görebiliyoruz. Portekizli tüccarlara eşlik ettiklerini ve hatta korumaların silahlı olduklarını da görebiliriz. 

Bir diğer tasvirde de yine Portekizli tüccarın hizmetkarı olan birkaç Afrikalıyı daha görebiliyoruz. Çok iyi giyimli olanların yanı sıra tasvirin sağ alt kısmında da görüldüğü gibi elini başına dayamış kasvetli bir hale bürünmüş, kıyafetlerinden de anlaşılacağı gibi fakir bir adam var. Japon sanatçı burada tasvirdeki insanlar arasındaki statü farkını çok hassas bir şekilde göstermeye çalışmış ve bu insanların diğer halklardan farklı olduklarını, açıkçası hayatlarını en iyi şekilde yaşamadıklarını anlıyoruz. 


Afrikalı korumalar ve hizmetçiler Portekizli bir ileri gelene katılır.Nanban (güneyli barbar) katlanır paravandan alıntı, Kano School c. 1590-1600. Courtesy Museu Nacional de Soares dos Reis, Porto, Portugal.


Yasuke'nin durumu bu tasvir edilenlerden çok farklı mıydı bilmiyoruz ancak o zamanlar Miyako olarak adlandırılan Japonya'nın başkenti olan Kyoto'ya seyahat etmeye başlamasıyla tarihi kayıtlara girdiğine göre farklı bir konumda olduğunu düşünebiliriz. Çok iyi Japonca bilmesi ve daha sonra anlatacağımız esir olarak bile tutulmadan Japonlar tarafından serbest bırakılması ve Cizvitlerin önemsediği onu neredeyse kutlamalarla karşıladığını varsayarsak sadece Valignano'nun koruması değil Valignano  gibi bir misyonerlik davasının da peşinde olduğunu düşünüyorum. 


NOBUNAGA İLE YASUKE BULUŞMASI


Valignano, Japonya'dan ayrılmak için döneminde ülkenin en önemli ve en zengin olan bölgesi Kyoto'yu idare eden Oda Nobunaga'dan izin alması gerekiyordu. Bu izin sayesinde Yasuke, hayatını değiştirecek kişi ile tanışacaktı. 

Valignano ve Yasuke aldıkları izin sonrasında Sakai'ye doğru yola koyuldular. Sakai'ye vardıklarında hiç böyle bir tören alayı görmemişlerdi. Işıklar ve fenerler her yeri aydınlatıyor, yüksek yerlerde asılan büyük pankartlar asılı duruyordu. Cizvitler tarafından kaydedilen mallar zarar gördüğünde Yasuke'nin el atması sonucu bu zarardan kurtulan halk, Yasuke'yi bir anlığına görmek için haykırıyordu. Yaklaşık beş veya 10 dakika uzaklıkta olan Nobunaga, olup bitenleri duymuş ve buna kimin sebep olduğunu görmek istedi. Yasuke hemen Nobunaga'nın huzuruna çağrıldı. Japonca konuşan Yasuke'ye bakan Nobunaga, bu adamdan oldukça etkilenmişti. Sonuçta iki yıldan biraz fazla Japonya'daydı. Ayrıca Yasuke'nin ten rengine inanamamışlardı. Nobunaga'nın emriyle Yasuke'nin kirli olduğu için böyle bir renge sahip olduğu gerekçesiyle kıyafetleri çıkartıldı ve temizlendi. Japon kaynaklarının tarif ettiği şekliyle siyah mürekkep. Ancak kendi ten rengi olduğu anlaşılınca çok şaşırdılar.

Yasuke'nin (okunuşu Yaskey) orijinal ismini bilmiyoruz ancak bu isim kesinlikle yabancı bir ismin Japonlaştırmasıdır. Ayrıca bakılırsa Hint Okyanusu çevresinden İncil'deki “Isaac” adının birçok varyantında benzer sesli isimler bulunabilir. 

Nobunaga'nın Yasuke'ye ilgisinin sebeplerini şu şekilde sıralayabiliriz. Öncelikle Japonca'sının iyi olması ilk neden olabilir. Yasuke, iyi görünüme sahipti, 188 cm boyundaydı ve o dönemin Japonya'sında dev olarak görülüyordu. On adamın gücünde olduğu, zeki ve eğlenceli bir kişiliğe sahip olduğunu biliyoruz. Ayrıca Nobunaga, Yasuke'nin ya bir koruyucu iblis ya da genellikle tapınaklardaki siyah heykellerle temsil edilen bir refah tanrısı olan "Daikokuten" olduğuna inanıyordu. Bir diğer nedende tarihçilere göre Buda'nın siyah tenli olarak tasvir edilmesi, birçok kişinin Yasuke'yi ilahi bir ziyaretçi olarak görüyordu. Nobunaga, misafirleri için müthiş bir eğlence düzenledi. Eğlencenin ayrıntılarına sahip değiliz ancak Nobunaga'nın onur konuğuna büyük bir hediye verdiğini biliyoruz. Yaklaşık 30 kiloluk bakır madeni para hediye etti. Bugün kulağa çok değerli gibi gelmiyor ama o dönemde çok büyük bir paraydı ve uluslararası para birimiydi.  Yasuke anında zengin bir adama dönüşmüştü. Bundan sonra Valignano'dan Yasuke'yi kendi hizmetine verilmesi istendi ve Yasuke Japon savaş lorduna devredildi. Böylece Yasuke, soyluların hizmetine girdi. 


Oda Nobunaga, ölümünden sonra portre. Giovanni Nicolao, c. 1585. Courtesy of Sanpu Temple, Yamagata Prefecture, Japan.



Bu, Nobunaga'nın ölümünden sonra yapılmış bir portresi. Bu, büyük ihtimalle 19. yüzyılda yapılmış sahte bir resim ancak diğer Nobunaga tasvirlerine baktığımızda oldukça benzer bir tasvir görüyoruz ve bu nedenle neye benzediği hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. 

Yasuke, Nobunaga'ya ait Kyoto'nun yaklaşık 30 veya 40 km kuzeyindeki Biwa adlı büyük gölün kıyısındaki kalesine götürülür. Yasuke'nin kale içindeki ikametgahını ve maaşını bilmiyoruz ama kendisine bakması için bir hizmetçi, bir kılıç verildiğini Cizvit kaynağından biliyoruz. Görünüşe göre Nobunaga, Yasuke'ye o kadar düşkündü ki, kölenin bir Daimyo (Japon toprak sahibi bir lord) yapılacağına dair söylentiler çoktu ancak böyle olmadı sadece Yasuke'ye bir silah verilmesiyle samuray rütbesi resmi olarak onaylandı ve Japonya tarihinde ilk kayıtlı Japon olmayan bir samuray olarak anıldı. 

Aslında Japonya'da birçok Japon olmayan ama Japon lordlar için savaşan savaşçılar da vardı. Koreliler ve Çinliler gibi. Ancak Yasuke gibi bir savaşçı olduklarını söyleyen hiçbir belgeye sahip olmadığımız için bunu söylemek çok zor. Bu yüzden Yasuke'nin bir Japon lordu için savaşan ilk yabancı olmasa da kesin olarak bildiğimiz kayıtlı ilk kişidir. 


Nobunaga karar verirken Afrikalı bir sumo güreşiyor. Sumoyurakuzu (Bir sumo maçı) Yazar bilinmiyor c. 1600. Katsuragi Museum of History Katsuragi City, Nara Prefecture, Japan.



Bu tasvir olaydan en az 20 yıl sonra yapılmıştır. Burada Yasuke'yi hiç görmemiş birinin siyahi bir adamın nasıl olduğunu hayal ederek çizdiğini görüyoruz. Sonra çizilsede Nobunaga'yı seçebiliyoruz çünkü Nobunaga'nın diğer tasvirlerine benziyor.  Nobunaga'nın savaşçılarını etrafta güreşmek için beklerken görebiliriz, bir savaşçının da Yasuke (büyük ihtimalle)  ile güreştiğini görebiliriz. 

Yasuke dışında Afrikalı erkek tasvirlerini gördüğümüz birkaç tasvir daha var. Son derece süslü ve pahalı olan lake yazma kutusu üzerinde gördüğümüz figürler buna örnek olacak türden. Burada kısa boylu Portekizli bir tüccarın aksine oldukça uzun  boylu siyahi bir adam görüyoruz. Tüccar diyorum çünkü bu şapkasından anlaşılıyor. Pahalı giysileri ve bir pelerini var. Afrikalı figürlere bakacak olursak diğer bahsettiğim tasvirlerde dikkat ederseniz çoğunun ayağı çıplaktır. Ancak buradaki kişi terlik giymiş ve bir kılıcı var. Ancak bu bir Japon kılıcı değil. Resimde ayrıca iki erkek Afrikalı çocuk var. Bunlardan biri iyi derece giyinmiş olduğunu görüyoruz. Belki de tüccarın oğlu olabilir. Bilmiyoruz. Bir diğeri de muhtemelen tüccarın hizmetçisi çünkü kıyafetlerini taşıdığını görüyoruz. Çok iyi giyinmemiş olmasına rağmen hala ayakkabıları var.


Zengin bir Afrikalı, Portekizli bir tüccarla konuşuyor. Bir lake eşya yazma kutusundan detay, probably Rin school, c. 1615. Cortesy of Paulo de Cunha donation, Fundacao Abel a Joao de Lacerda, Museu do Caramulo, Caramulo, Portugal.




Azuchi Kalesi, Yasukenin yaşadığı kale. Anonim, 19. yüzyıl. Orijinalden sonra çizilmiş, şimdi kayıp. Courtesy of Osaka Castle Museum, Osaka, Japan.


 SEFERLER VE SON SAVAŞ: HONNOJİ OLAYI


Yasuke'nin Nobunaga ile gittiği sefer sayısının kayıtlarda bir kez olduğunu görüyoruz. Ancak Yasuke'nin adının olmadığı, Nobunaga'nın oğluna karşı teçhizatlı bir sefer oldu ve ezici bir güçle kazanılmıştı. Yasukenin orada olup olmadığını bilmiyoruz kayıtlara da geçmedi ama muhtemelen oradaydı. Bir sonraki seferde de Yasuke'nin orada olduğunu biliyoruz çünkü onun varlığının kaydı, farklı bir lordun hizmetine giren samuraylar tarafından yazılmış bir günlükte yazmaktadır ve onun, Takeda klanını boyun eğdirmek için bu kampanyaya katıldığını biliyoruz. Bu, hem Nobunaga'nın hem de Yasuke'nin son seferiydi.

Bu son savaş, sabahın ilk ışıklarından önce, Nobunaga'nın güvenilen generallerden biri olan Akechi Mitsuhide tarafından başlatıldı. Mitsuhide, kendi birliklerinin toplanmasını emretti ve Nobunaga'ya ihanet etti. 13.000 adamını aldı, Nobunaga'nın üzerine yürüdü. Bu sırada Nobunaga ve 30 adamı Kyoto'daki Honnoji tapınağında  uyuyorlardı.  Tabii ki bu haince saldırıda rekabet yoktu. Tapınaktakiler dışarıda hareket ve silah sesleri duyduklarında uyandılar. Silahlarını alıp zırh ya da başka bir şey giyecek zamanları yoktu. Ancak düşmanın ana tapınak binasına girmesini engellemeye çalıştılar. Böylece Nobunaga'nın seppuku yapacak zamanı olur. Seppuku, kişinin ölüm sırasındaki onurunu koruması gereken bir ritüel, karın yarma işlemidir. Nobunaga, Yasuke'yi "Kaishakunin" olarak görevlendirir. Kaishakunin, Japon intihar ritüeli olan seppuku eylemini gerçekleştirecek kişinin daha fazla acı çekmesini engellemek için kafasını kesmekle görevlendirilen kişidir. Yasuke, Nobunaga'nın kafasını kesti ve onu bu acısından kurtardı. Yasuke artık bir "ronin" , efendisi olmayan bir samuray olmuştu. Tüm bunlar olurken anlaşılan kimse Nobunaga'nın Yasuke'ye son emrinin "başımı kurtar" olduğunu bilmiyordu. Yasuke'ye Nobunaga'nın kafasını düşman eline düşmekten kurtarması emredilmişti. Çünkü kafa, güçlü bir meşruiyet sembolüydü eğer Mitsuhide, Nobunaga'nın kafasını almayı başarabilseydi onu insanlara doğru tutup şöyle derdi: "Artık yeni hükümdar benim, takip edeceğiniz kişi benim". Böylelikle insanların onu görmezden gelmesi daha zor olurdu ve çok daha güçlü bir hükümdar olurdu. Nobunaga'nın kafası asla bulunamadı. Efsaneye göre başı kurtaran kişi Yasuke'nin olduğu Kyoto sokaklarında koştuğu ve etrafta koşuşturan bir sürü düşman askeri varken bunu yaptığı söylenir. Böylece Nobunaga'nın istediği tüm bir Japon hükümeti düşüncesi yıkıldı.

Savaş bittikten sonra Yasuke'nin sonunda teslim oldu. Bazı Cizvit kaynakları kafasından yaralı olduğunu söylüyor. Yasuke daha sonra serbest bırakıldı. Kilise tarafından çok büyük bir şekilde karşılandı. Bu onun kilise için çok önemli biri olduğunu gösteriyor.


The Hoonoji Olayı - Yasuke'nin son savaşı. Anonim, 19. yüzyıl. Courtesy of The Nagoya Hideyoshi Kiyomasa Memorial Hall, Nagoya, Japan.

Sağda Nobunaga'nın seppuku yapmaya hazırlandığını görebiliriz. Mitsuhide'nin tam silahlı askerleri yanında ayrıca savunma yapması gereken Nobunaga'nın adamları zırhsız hatta neredeyse silahsız olduğunu da görebiliriz. Yeni uyanmışlar ve ellerine ne geldiyse onu almışlar gibi duruyorlar. Ayrıca en arkada tasvir edilen adama dikkat edersek bu kişinin Nabunaga'nın sevgilisi Ranmaru Mori'dir. Nobunaga ve Mori arasındaki ilişki, özellikle ölüm yönü nedeniyle efsaneye göre Japon tarihinin en romantik hikayelerinden biridir. 

Bu olaydan sonra Hıristiyanlık veya katoliklik Japonya'da yasaklandı. Bunun pek çok nedeni var, ancak esas olarak, Cizvit rahiplerin hükümete sorun çıkarmasıdır. Katoliklerden ülkeyi terk etmeleri dahi istendi. 


The Jesuit mission in Kyoto - Yasuke's last known abode. Kano Soshu, c. 1578-87. Courtesy of Kobe City Museum, Kobe, Japan. Bu, Hıristiyanlık veya katolikliğin Japonya'da yasaklandığı Kyoto'daki Cizvit misyonunun hayatta kalan tek resmi. 



BUGÜN YASUKE

Yasuke,  20. yüzyıla kadar yüzyıllardır unutulmuş biriydi.  Japonya'dan gelen Cizvit mektupları Portekiz'deki kütüphanelerde keşfedildi ve Japon tarihçilerin onları Japoncaya çevirmeye başladı. Bu andan itibaren gizli olarak kalan tarihi bir kişilik ortaya çıkmış oldu.  Luís Fróis, Ota Gyuichi, Matsudaira Ietada, Lourenço Mexia gibi isimlerin dönem kaynaklarından yapılan çeviriler sayesinde  Yasuke hakkında önemli bilgilere sahibiz. 

Ayrıca Yasuke dünyanın dört bir yanındaki insanlara ilham kaynağı oldu. 1960'larda emperyalist bir sembol olarak doğdu, Amerika'da Yasuke'nin hayatını sivil haklar hareketi için bir metafor olarak kullanıldı. 1999'dan beri daha da çoğalmaya başladı ve bilgisayar oyunları, manga, filmler, kitaplar, tiyatro ile daha da canlı hale geldi. Bu hikayelerin çoğu aslında tam olarak Yasuke'yi  yansıtmıyordu sadece onun hikayesine dayanan karakterlerdi. Bunlardan bazıları Kasım 1998'ten Eylül 2002'ye kadar yayınlanan manga Afro Samurai, bilgisayar oyunu Nioh'ta bir karakter, daha yeni Netflix'te yayınlanan anime dizi Yasuke, tiyatro oyunu Momoyama Beat Tribe, 1997 tarihli film Jim Kelly As The Black Samurai Agent For Dragon gibi.

Ayrıca Yasuke'nin çoklu kültürün öncüsü olduğunu söylersek abartmış olmayız. Japonya'nın  hızlı bir şekilde daha çeşitli hale geldiğini ve yabancı nüfusta artış olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Yasuke'nin dönemiyle birlikte çok kültürlü bir yapıya dönüşen Japonya'nın izlerini günümüzde de fark edebiliyoruz. Örnek verecek olursak tenis oyuncusu Osaka Naomi, şovmen Konda Bobby, judocu Nun Ira Karen, rugby oyuncusu Matsushima Kotaro, profesyonel basketbolcu Hachimura Rui gibi. 


Kaynaklar: Thomas Lockley & Geoffrey Girard, Afrikan Samurai: The True Story of Yasuke a Legendary Black Warrior in Feudal Japan, 2019.
J.F. Moran, The Japanese and Jesuits: Alessandro Valignano in sixteenth-century Japan, 1993.
Nanban Ticareti için bkz. Michael Weiner, Race, Ethnicity and Migration in Modern Japan: Imagined and Imaginary Minorites, 2004.
Donald Calman, The Nature and Origins of Japanese Imperialism: A Re-interpretation of The 1873 Crisis, 2013.
Gopal Kshetry, Foreigners In Japan: A Historical Perspective, 2008. 

East Asia National Resource Center GWU Youtube Channel.

The Black Experience Japan Youtube Channel.
https://edition.cnn.com/2019/05/19/asia/black-samurai-yasuke-africa-japan-intl/index.html

16 Nisan 2020 Perşembe

KATSUSHİKA HOKUSAİ: JAPON SANATININ "BÜYÜK DALGA"SI

Kanagawa Açıklarında Büyük Dalga, Katsushika Hokusai (25.7-37.9 cm)



      Resimde de gördüğünüz Katsushika Hokusai'nin Büyük Dalga (The Great Wave) olarak da adlandırılan Kanagawa'daki Dalga Altında (Under the Wave of Kanagawa), dünyadaki en ünlü sanat eserlerinden biridir. Muhtemelen birçok yerde görmüşsünüzdür bu resmi. Biblolarda, duvar kâğıtlarında, tişörtlerde vb. Ancak tarihi bir resim olduğunu ve Avrupa sanatını etkilediğini biliyor muydunuz?

      Ressamdan başlayalım. Katsushika Hokusai, 1760 yılında Japonya'nın Edo kentinde (bugünkü Tokyo) doğdu ve 1849’a yaşamını sürdürdü. Bir ayna üreticisi olan mütevazı bir ebeveynin oğluydu. Bir eğitimi yoktu. On iki yaşına geldiğinde kısa bir süre bir kitapçıda çalıştı. Daha sonra bir tahta oymacılığında çırak olarak çalıştı. Çalışırken pek çok pratik yapma imkânı buldu ve usta Katsukawa Shunsho’nun atölyesine 1777’de öğrenci olarak kabul edildi. Shunsho'nun stüdyosundan ayrıldığında ve kendi kişisel sıkıntılarıyla uzun bir süre uğraştıktan sonra birkaç yıl boyunca tasarlamaya devam ettiği Katsukawa tarzında baskılar basar. Baskılarını çok ucuza satar ve aslında pek fazla rağbet göremez. Satışlarından dolayı büyük bir yoksulluk çeker. Ancak hiçbir şey hevesini kıramaz. Biraz geç olsa da “surimono” türünde resim yapmak için anlaşır. Surimono, Japon tahta oyma baskının bir türüdür. Yeni Yıl gibi özel günler için özel olarak yapılırlar.  Surimono tam anlamıyla "basılı şey" anlamına gelir. Bundan sonra hayat onun için daha kolaylaştı diyebiliriz. Pek çok baskı tasarladı ve sukimono sanatında uzmanlaştı. Büyüleyici tasarımları sayesinde gittikçe ün kazandı. 

Katsushika Hokusai



      Honnami Koetsu (M.S. 1558-1615) tarafından kurulan ve büyük Japon usta sanatçıların en seçkinleri arasında yer alan Tawaraya Sotatsu ve Ogata Korin tarafından devam eden okulun temsilcisi oldu. Birçok kitapta eserleri yayınlandı. Birçok hocası olan Hokusai, birden fazla isim kullandı ve bu nedenle döneminde farklı yazmalarda farklı imzalar attı. En sonunda doğduğu yer olan “Edo’nun kuzey stüdyosu” anlamına gelen Katsushika Hokusai ismini kullandı. 

       Büyük Dalga, Hokusai'nin 1830 ve 1833 yılları arasında yaptığı “Fuji Dağı'nın Otuz altı görüntüsü” başlıklı bir dizi baskının bir parçasıdır. Serideki bütün görüntüler Japonya’nın en yüksek dağı olan Fuji Dağı’nı gösterir. Serideki her resimde farklı mevsimler görülür. Büyük Dalga’daki Fuji Dağı, kompozisyonun ana noktası değil. Asıl dikkat çeken resmin ön kısmındaki büyük bir dalga ve biraz sonra büyük dalganın yutacağı üç balıkçı teknesidir. Ayrıca perspektifle uyumlu olarak Fuji Dağı, küçüktür ve sanki o da büyük dalga tarafından ele geçirilecekmiş gibi görünür. Büyük ihtimalle Hokusai, dağı çevrelemek için dalgaları kullanmıştır. Hokusai’nin dönüm noktası Japon halkının günlük yaşamına odaklanması olmuştur. Büyük Dalga'da da gördüğümüz Fuji Dağı kıyısı açıklarında denizle mücadele eden balıkçıların sahnesi gibi. Üç teknede toplam otuz kişi resmedilmiştir. 


Hokusai'nin yaptığı 36 Fuji Dağı görüntüsü

      Altı yaşından beri sanatla iç içe olan Hokusai, bu eserini 70 yaşında yapmıştır. Bu yaşlarında aslında sanatçı eşini kaybetmiştir ve hayatı parasal olarak da çok sıkıntılı geçmektedir. Birinin tavsiyesi ile bu seriyi yapmaya başlar. Resimde görülen üç balıkçı teknesinin kıyıya değil de dalgaların üzerine gitmesi belki de sanatçının zorluklar karşısındaki hayatını yansıtıyor olabilir. Eserlerin insanın en uç duyguları hissettiğinde ortaya çıktığını düşünüyorum. Bu en mutlu olduğunuz veya en üzgün olduğunuz dönemde olabilir. Peki, Hokusai bu resimleri para kazanmak için mi yapıyordu yoksa sadece sanatsal kaygıları için mi? Zor bir dönemden geçtiğini düşünürsek para kazanmak için yaptığı şeklinde yorumlanabilir belki ancak öylesine de yapılan resimler değildir. Elbette bir sanat kaygısı vardır yoksa bu kadar başarılı olamaz ve Avrupa sanatını da etkisi altına alamazdı. En büyük dalganın önündeki küçük dalga Fuji Dağı’na ve dalgalar da sanki bir pençeye benzemektedir. Bu eser bir kış görüntüsünü yansıtır. Bu nedenle dalgaların üzerine serpiştirilen beyaz noktalar kardır. 

      Ayrıca bahsetmek gerekirse bugün zevkle okuduğumuz Japon çizgi romanı olan “manga” kelimesini ilk bulan ve kullanan kişi Katsushika Hokusai’dir. Manga kelimesi, iki Çince karakterden oluşmaktadır. (Man: ilgisiz, ga: resim.) Manga bir eskizi olmadan hızlıca yapılmış anlamına gelir. Bu nedenle Hokusai her eserine kısa cümleler yazmıştır. Büyük Dalga’nın sol üst köşesindeki dikdörtgen kısımda “Kanagawa açıklarındaki büyük dalga” yazar ve bu yazı resmin konusunu anlatır. Yan tarafında da Hokusai, ismini değiştirmiş ve “Adını Litsu’ya çeviren Hokusai’nin fırçasından” diye yazmıştır. 


Hokusai'nin imzası

      Bahsettiğimiz resmin bir tahta baskı olduğunu söyleyelim. Bu tekniğe Ukiyo-e denilir. Ukiyo-e, Edo Dönemi'nde yapılan Japon tahta baskılarının adıdır. Ukiyo-e, "yüzen dünya" anlamına gelir ve dünyanın faniliğini, gelip geçiciliğini ifade eder.  En eski baskılar sadece siyah beyaz olarak yapılıyordu ancak daha sonra Hokusai’nin çalışmasından da anlaşılacağı gibi ek renkler eklendi. Hokusai, bir Edo dönemi sanatçısıdır. Edo dönemi (1603-1868), Japonya’nın tamamen kendi içine kapandığı yaklaşık 250 yıllık bir dönemdir. Ayrıca Çin ve Hollanda ile sadece sınırlı etkileşime izin verilmiştir. 

      1860 yılında Japonya ihracata açıldıktan sonra Batı Japonya ile tanışır ve Batı'da Japon bir görsel kültür seli oluşmaya başlar. Paris'teki 1867 Uluslararası Fuar’da Hokusai’nin çalışmaları Japon pavyonunda gösterilir.  Bu durum, Batılı izleyicilere Japon kültürünün ilk kez sunulması ve Japon sanatının büyük bir ilgi görmesine yol açmıştır. Avrupalı sanatçılar Ukiyo-e’i “Japonizm” olarak görüyorlardı. Şöyle ki ünlü ressam Claude Monet, Edgar Degas, Van Gogh ve onlar gibi izlenimci ressamlar Japon ressamın baskılarına hayran kaldı desek yalan olmaz sanırım. Hokusai’nin resimlerinde görülen sade, günlük yaşam görüntüleri, mekânların düzlüğü gibi özellikler nedeniyle gelecekteki pek çok sanatçıya ilham kaynağı olmuştur. Japon baskı sanatı, zengin ve özgün bir teknik olduğu için Avrupalı sanatçıların büyük ilgisini çekmiştir. Ayrıca bir başka sanatçı Hiroshige'nin de ismini analım çünkü Van Gogh ondan sıkça ilham almıştır. 

     Müzik sanatında da etkisini göstermiştir. Ünlü besteci Claude Debussy, bu eserden etkilenerek “La Mer (Deniz)” adlı bir beste yapmış ve albüm kapağında Hokusai’nin eserini kullanmıştır. Besteyi dinlerseniz içerisinde Büyük Dalga’yı hissedebilirsiniz. Şiir sanatında da Almanya’nın ünlü lirik şiir temsilcisi Rainer Maria Rilke’nin Hokusai’den etkilenerek yazdığı “Der Berg (Dağ)” isimli şiiri bulunmaktadır. Sadece Batı mı Japonya’dan etkilendi? Hayır. Japonya’da bir batı etkisine maruz kaldı ve modernleşme sürecine girdi. Hokusai de birçok Avrupalı sanatçıdan etkilendi ve eserlerinde Avrupa tarzı perspektifi kullandı. Avrupa tarzı ile kendi kültürünü birleştirmiş, bu özelliği ile diğer çağdaş sanatçılardan kendisini ayırmıştır.


“Dağ” şiirinden birkaç dize:

Otuz altı kez ve yüz kez
Ressam dağı resmetmeye çalıştı
Üzüntüden dağıldıkça tekrar tekrar uğraştı
Otuz altı kez ve yüz kez




Claude Debussy albüm kapağı


Claude Debussy-La Mer bestesi:




      Resimdeki en önemli nokta kullanılan renktir. Prusya mavisi. Bu rengin Japonya’ya gelmesi Hollanda sayesinde oluyor. Hatırlarsanız biraz önce Japonya’nın kendi içine kapanmasından, ticareti sadece Çin ve Hollanda ile yapmasından bahsetmiştik. İşte bu sayede Hollanda’dan gelen bu renk, Hokusai’yi bölgesindeki diğer sanatçılardan ayırmıştır.



      Hokusai, bu resmi yaparken sanat yaptığı doğru ancak kendisi sanat yaptığının farkında mıydı? Bunu bilemeyiz ama tüm Avrupa’yı etkisi altına aldığı gerçektir. Tüm yaşamı boyunca 30 bini aşan eser meydana getirmiştir. Öyle ki 1849 yılında 89 yaşında ölmeden önce bana beş veya on yıl verseler gerçek bir ressam olurdum demiştir. Ondaki sanatsal zekâ hiçbir zaman kaybolmamış, sanat ruhunu hiçbir zaman kaybetmemiş ve tutkulu eserlerini tüm dünyaya yaymıştır. Hokusai tam anlamıyla Uzak Doğu’da çağdaş bir sanat oluşturmuş ve öncü olmuştur.



Üst: Vincent Van Gogh "Yağmur Altında Köprü"/ Alt: Hiroshige "Shin-Ōhashi köprüsü ve ani sağanak altında Atake"

EDO DÖNEMİNİ ANLATAN BAZI ANİME VE FİLMLER:
·       ·     House of Five Leaves
·        ·     Samurai Champloo
·        ·     Gintama (Edo döneminin sonu ve sonrası)
·        ·     Rainou (Yıldırım Ağacı)
·        ·     When the Last Sword is Drawn
·        ·     The Hidden Blade
·        ·     Hara-Kiri: Death of a Samurai (2011)


KAYNAKLAR:
Schodt, Frederik L. 1983. Manga! Manga! :The World of Japanese Comics, New York: Kodansha International: 35-92.
Kurşuncu, İpek. 2014. Zen’den Manga Ve Otaku Kültürüne Japon Sanatı Ve Boşluk Bağlamında Değerlendirilmesi, Yıldız Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.
John M. Hobson. 2015. Batı Medeniyetinin Doğulu Kökenleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.
Turani, Adnan.1992. Dünya Sanat Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul.
Baker,Joan Stanley.2000. Japanese Art,Thames and Hudson Ltd.,Londra.
Kıran, Hasan. 2008. Tarihsel Süreç İçerisinde Japon Baskı Sanatına Bir Bakış, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Cilt: 1, Sayı: 2, s. 147-158,Van.
Frederick W. Gookin. Color-Prints by Katsushika Hokusai, Bulletin of the Art Instıtute of Chicago (1907-1951), Vol: 24, No: 2, (Feb 1930), pp. 21-24.
http://seyahat.mynet.com/kanagawanin-buyuk-dalgasi-nasil-bu-kadar-unlu-oldu-1184888

3 Ekim 2019 Perşembe

CHANG K'İEN: "BATI ASYA'DA ÇİN'İN ÖNCÜSÜ"


Chang K'ien (Zhang Qian, Çang K'ien) , Eski Han Hanedanlığı döneminin en önemli generali ve kaşifidir. Batı Han Hanedanlığı döneminde yaşamış olan bu kaşif Çin'in Batı Asya'ya açılmasında önemli bir rol oynamıştır. Chang K'ien’in bu yolculuğu şu şekilde başladı:

Batı Han Hanedanlığı'nı zirveye çıkaran lider Han Wudi (MÖ 1656-87) [1], Xiong-nu'ların (Hiong-nu) zaferleriyle daralmış olan hanedan sınırlarını bu durumdan kurtarmak için çevresinden ittifak arıyordu. Ancak bu durum çevresindeki barbar kavimlerden hiçbirinin umurunda değildi. İmparator, Lung-si (Kansu,  Gansu) tarafına yerleşmiş olan bir kavimin Xiong-nu'lar tarafından batıya sürüldüğünü öğrenmişti. Bunun üzerine Wudi, hem Yüe-chi adındaki bu kavmi bulmak hem de bu kavimle birlik olup Xiong-nu'ların üzerine giderek onları yok etmek için askeri bir memur olan Chang K'ien’i görevlendirdi. Chang K'ien, Yüe-chi elçiliğine gönüllü bir üye olarak katıldı. K'ien, güçlü bir fiziğe sahip, büyük ve güvenilir ayrıca güney ve batıdaki yabancı kabilelerde popüler bir adamdı.


Chang K'ien, Chenggu, China

Batı Han İmparatoru Wudi

Chang K'ien, yolculuğun başında Xiong-nu ülkesini geçerken Xiong-nu'lar tarafından esir olarak ele geçirildi. Bu esir halinden kurtulması 10 yıldan fazla bir zaman aldı. Hatta esirken yerli bir kadınla da evlendirilmişti. Bu on yıllık esaret dönemi her ne kadar zorlu gözükse de Chang K'ien için Xiong-nu'ların sistemini ve organizasyonunu öğrenmek bakımından faydalı olduğunu söylersek herhalde yanılmış olmayız. 

Chang K'ien, Xiong-nu'ların elinden kaçmayı başardığında ülkesine dönmek yerine kendisine verilen görevi unutmamış, görevini tamamlamak ve Yüe-chi'ler ile ilişki kurmak üzere seyahatine devam etmiştir. Yüe-chi'lere ulaşmayı başaran Chang K'ien, ne yaptıysa istenilen ittifakı Yüe-chilere kabul ettiremedi. Hayal kırıklığına uğrayan Chang K'ien, dönüş yolunda Xiong-nu'lar tarafından tekrar ele geçirildi. Xiong-nu'ların kendi iç mücadelelerini fırsat bilen Chang K'ien, Xiong-nu'ların elinden tekrar kaçmayı başardı ve yaklaşık 13 yıl sonra MÖ 126'da Çin sarayına geri döndü. İmparator, Chang K'ien'i bir "Ta'i-ching-ta-fu" yani "İmparatorluk Kahyası" olarak atadı.


Chang K'ien'in MÖ 138'de İmparator Wudi'den ayrılması. Mogao Mağaraları duvar resimleri


İmparator Wudi'nin istediği olmamış, Xiong-nu'ların bozkır federasyonundaki gücünü kontrol etmek için bir ittifak bulamamıştı. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Chang K'ien'in esaret dönemi boyunca gezdiği yerler, zaman geçirdiği halk ve kültürlerle ilgili önemli bilgilerle geri dönmesi oldukça önemlidir. 

Chang K'ien'in en önemli özelliği Çin ile batıda bulunan ülkeler arasındaki ekonomik, diplomatik ve kültürel iletişimi açmış olmasıdır. Ayrıca İpek Yolu'nunda gelişmesini sağlamasıdır. Batıda bulunan ülkeler ile ilişkilerini geliştirmesinde İmparator Wudi'ye büyük katkı sağlamış ve yeni izlenimlerin oluşmasında önemli katkıları olmuştur. Chang K'ien, Fergana Vadisi (Özbekistan), Bactria (Afganistan), Soghdiana (Özbekistan) , Parthia (İran) gibi bölgelerde bulunarak bu devletlerle diplomatik ilişkiler kurulmasını sağladı. Karşılıklı olarak yeni ırk atlar, mal, düşünce, bitki ve sebze (üzüm, ceviz ve yonca gibi) alışverişleri yapıldı. Chang K'ien ayrıca Çin'i Helenistik kültürle temasa sokmuştur.  J.P. Roux, Chang K'ien'in Çin'in Orta Asya politikasını başlatan kişi ve İpek Yolu'nun simgesi olduğunu söylemektedir.
Çin'in Chenggu (Shaanxi) eyaletinde 114 yılında hayatını kaybetmiş olan Chang K'ien, Çin'e kazandırdığı tüm bu özelliklerle Çin tarihinde önemli bir kahraman olarak görülmektedir.


[1]  Wudi kelimesi 'Savaşçı İmparator anlamına gelmektedir. İmparator olmadan önceki adı Liu Che'dir.
KAYNAKLAR: 
YOLAÇ, C., 2016. Herkes İçin Çin Tarihi 'Siyaset, Kültür ve Medeniyet', Olasılık Yayınları, İstanbul.
ROUX, J.P., 2006. Orta Asya Tarih ve Uygarlık, Kabalcı Yayınevi, İstanbul.
HIRTH, F., 1917. "The Story of Chang K'ien, China's Pionerr in Western Asia: Text and Translation of Chapter 123 of Ssi-Ma Ts'ien's Shi-Ki", Journal of the American Oriental Society, Vol. 37, pp. 89-152.
WU, D., 2013. Zhang Qian: Pioneer Explorer of the Route to the West, The Epoch Times. (https://www.theepochtimes.com/zhang-qian-pioneer-explorer-of-the-route-to-the-west_309525.html)
https://www.britannica.com/biography/Zhang-Qian

Han İmparatorluğu hakkında bilgi için bakınız:
Wang, Xiaoyan & Jinsuo Zhao. 2012. “The Cultural Exchange Between Sino-Western: Silk Trade in Han Dynasty.” Asian Culture and History. 4, no. 1.
Wood, Francis. 2002. The Silk Road: Two Thousand Years in the Heart of Asia., Cambridge: Cambridge University Press.
Liu, Xinru. 2010. The Silk Road in World HistoryOxford: Oxford University Press.
Yiping, Zhang. 2005. Story of the Silk RoadBeijing: China Intercontinental Press.


28 Temmuz 2019 Pazar

ZİHNİYET KURBANI BİR MAHKUM SANATÇI: SERGEİ PARAJANOV


Sergei Parajanov ismini ilk defa tesadüfen gittiğim Pera Müzesi'nde duydum. Pera Müzesi tarafından 13 Aralık 2018-17 Mart 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilen Sergei Parajanov sergisini, bitmesine son bir gün kala gezdiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Çünkü Parajanov'un görsel sanatlar açısından önemli olan eserleri, Türkiye'de ilk kez sanat severlerle buluşmuştu. Kim olduğunu bilmediğim ancak öğrendiğimde kelimenin tam anlamıyla "aşık" olduğum  bir sanatçı oldu kendisi. Lafı çok uzatmadan Sergei Parajanov ve sanatı hakkında biraz bilgi yolculuğuna çıkalım mı? Hadi gelin! 

Sergei Parajanov, Sovyet sinematografisi dünyasına değişiklikler getiren bir film yönetmeni ve Ermeni kökenli bir sanatçıdır. Parajanov, 20. yüzyılın benzersiz ve şaşırtıcı sinema tarzı ile tüm dünyada birçok insanın kalbini kazanmakla birlikte birçok insanın özellikle hükümetin reddettiği bir sanatçıydı. 

9 Ocak 1924'te Tiflis'te [1] doğan sanatçı, orta öğrenimini Tiflis'te tamamladı ve 1945'te Avrupa'daki en iyi film okullarından biri olan VGIK'in [2] yönetmenlik programına girdi. 1952'de Kiev'deki Alexander Dovzhenko Film Stüdyosu'nda film yönetmeni olarak çalışmaya başlamasıyla sinema hayatına giriş yaptı. 

Sergei Parajanov (solda) ve babası (sağda)
Sergei Parajanov, Sovyetler Birliği Hükümeti ile muhalif görüşleri nedeniyle ciddi sorunlar yaşadı. Tüm bu sorunlara rağmen sanatını icra etmekten çekinmeyen Parajanov, dört yıllık hapis hayatında bile yeteneğini ve fikirlerini ortaya koymaktan kendisini alıkoymadı. Onun bu muhalif tavırları, hükümet tarafından onaylanmadı. Film yapmasına izin verilmeyen sanatçı, başka alternatif olarak  hapisten sonra, “Film yapmama izin verilmedi ve kolaj yapmaya başladım.” diyerek kolaj çalışmalarına başladı. Parajanov'un kolajları, döneminin sanat üslubundan oldukça farklı ve kendine özgüdür. Konu olarak insan yaşamında önemli olan özgürlük, aile, din, kültür gibi konuları ele almıştır. 800'den fazla kolaj, çizim ve minyatür bebek benzeri heykeller yapmıştır.

Parajanov'un çalışmalarını hapishaneye girmeden önce, hapishanede iken ve hapishaneden sonrası olarak üç döneme ayırabiliriz. Hapishaneye girmeden önceki çalışmaları, daha melankolik ve renksizdir. Ölüm, cehalet ve sıkıntılı hayatı temsil eden eserleri vardı. Hapishane çalışmalarında Parajanov, kadın, balıklar, kırık kanatlı kuşlar ve melekler çizmeye başladı. Balık, kırık kanatlı kuşlar ve melekler belkide dört duvar arasındaki esaretinin olumsuz yansımasıydı ki renklerindeki cansızlık bunu yansıtıyordu. Hapishaneden sonraki çalışmaları ise daha canlı ve parlak renkleriyle, olumlu bir hissiyat uyandırmaktaydı. 

El yapımı oyun kağıtları (Ortachala Hapishanesi, Tiflis)




Hapihanedeki hemşire

Adem ve Havva


Parajanov'un Son Akşam Yemeği


Parajanov için her şey malzemedir. Arkadaşlarından ve yakınlarından topladığı her türlü malzemeyi bir sanat eserine çeviriyordu. Ortaya koyduğu eserlerine baktığımızda sembolizmi kullanarak tam anlamıyla obje sanatı ustasıdır. Kolajlarında da sıkça kullandığı objelerin her biri birer semboldür. Bu objelerin neyi simgelediğini kesin olarak bilmiyoruz. Ancak Parajanov'un hayatına bakarak günümüzde bir yorum yapılabileceğini düşünüyorum. Örnek olarak Parajanov pek çok kez Da Vinci'nin meşhur portresi "Mona Lisa"yı çalışmalarında kullanmıştır. Herkesin ahenkle baktığı kusursuz portrenin bölümlerini farklı şekillerde kullanarak hiçbir şeyin kusursuz ve mükemmel olmadığını göstermek istediğini varsayabiliriz. 





Parajanov'un kolajlarına baktığımızda filmler Ukrayna, Ermenistan ve Gürcistan sineması üzerinde büyük etkisi vardır. Ukrayna'da çektiği henüz üslubunun oturmadığı sekiz film önemlidir ancak dokuzuncu, 1964 yapımı filmi Tini Zabutykh Predkiv (Unutulmuş Ataların Gölgeleri) ile çalışmasında radikal değişiklik göze çarpmaktadır. Kendi ifadesiyle “Dokuzuncu filmim Tini Zabutykh Predkiv (1964) idi. İşte tam o zaman ana konumu, ilgi alanımı bulmuştum: insanların yaşadıkları problemler. Etnografya, Tanrı, aşk ve trajedi üzerine yoğunlaştım. Edebiyat da sinema da benim için bunlar aslında.”


Bu film, sinemaya "Ateşin Atları" olarak giriş yaptı. Film, döneminde devletin benimsediği sosyalist gerçekçilikle çelişmekteydi. Hükümet, filmin değişmesini istedi ancak sanatçı bunu reddetti. Böylece Sovyet sinemasında kara listeye alındı.

Unutulmuş Ataların Gölgeleri film afişi


1968'de Sayat Nova (Narın Rengi) filmini çekti ve 18. yüzyılda yaşamış büyük Ermeni şairi Harutyun Sayatyan'ın[3] hayatını sinemaya kazandırdı. Film uygunsuz içeriği nedeniyle Sovyet Hükümeti tarafından yasaklandı. Parajanov, filmin adını Narın -veya Narların-Rengi olarak değiştirdi. Dönemin önemli yönetmenlerinden biri olan Mikhail Vartanov:


"Griffith ve Eisenstein'in önerdiği film dilinin yanında dünya sineması Narın Rengine kadar devrim niteliğinde yeni bir şey keşfetmedi." diyerek filmi desteklemiştir.

Film birçok dile çevrilerek yayınlanmıştır ve sembolizm açısından oldukça zengin bir yapımdır.

Narın Rengi film afişi



Harutyun Sayatyan

Yönetmen Mikhail Vartanov (solda) ve Sergei Parajanov (sağda)

Narın Rengi filminden

Pera Müzesi sergisinde Parajanov'un kolajları, üzerinde halılar olan zemindeki televizyonlarda gösterilmişti. Kolaj gösterisinin etkili olabilmesi için Parajanov'un kolajlarında kullandığı müzikler yüksek sesle odaya yansıtılmıştı. Kolajların bulunduğu odaya girdiğimde ciddi söylüyorum ürpermiştim ve aynı zamanda heyecanlanmıştım. Tabii ki sergiden sonra bu iki filmi izledim. Sizinde izlemenizi tavsiye ediyorum çünkü daha önce izlediğiniz filmlerden çok farklı. Özellikle Narın Rengi filmini izledikten sonra durup birkaç gün hayatı sorgulayacağınızdan eminim. 

Pera Müzesi kolajların sergilendiği oda

Parajanov'un filmleri Mar del Plata Film Festival'inde, İstanbul Uluslararası Film Festival'inde, Nika Ödülleri'nde, Rotterdam Uluslararası Film Festivali'nde, Sitges Uluslararası Film Festivali'nde, Sao Paulo Uluslararası Film Festivali'nde ve birçok festivalde çeşitli ödüller aldı.

Sanatçının sağlığı hapis yıllarında ciddi şekilde kötüleşti ve 1990 yılında Ermenistan'da akciğer kanserinden yaşamını yitirdi. Sergei Parajanov, döneminde çarpıcı, değişik ve özgün üslubu ile ses getiren bir sanatçı olması ayrıca muhalif bir sanatçı olarak hükümet tarafından kısıtlanan ancak yine de fikirlerini ve sanatını malzemelerle korkusuzca yansıtıyor olması nedeniyle değerli, bilinmesi gereken bir sanatçıdır. Parajanov'un eserlerinin hepsi hayatını kaybetmesinden bir yıl sonra Ermenistan'da avlulu, iki katlı bir binada "Parajanov Müzesi"nde sergilenmektedir. Pera Müzesi'nin katkısıyla Ermenistan'dan İstanbul'a getirtilen sanatçının eserlerini tekrar görmek ne zaman nasip olur bilmiyorum ama eğer bir kez daha böyle bir fırsat olursa mutlaka gitmenizi tavsiye ediyorum. Yazıyı Ara Güler'in çektiği Sergei Parajanov fotoğraflarıyla sonlandırıyorum. Umarım beğenirsiniz...






Kaynak ve dipnotlar
  • [1] Tiflis hakkında daha çok bilgi için; Mustafa Aydın, "Tiflis", İslam Ansiklopedisi, cilt: 41, s. 150-153, İstanbul, 2012; Yücel Dağlı, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Yapı Kredi Sanat, cilt: 2, s. 160, İstanbul, 2005; Ali İhsan Bilgili, “Osmanlı ve Safevi Hâkimiyetlerinde Tiflis (XVIII. yüzyıl)”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, sy. 21, s. 22-62, İstanbul, 2009. 
  • [2] VGIK, dünyada sinematografi eğitimi veren en eski enstitüdür. 1919'da Vladimir Gardin tarafından kuruldu. Moskova, Rusya'da bulunur.
  • [3] Harutyun Sayatyan ya da bilinen adıyla Sayat Nova - 18. yüzyıl ünlü Ermeni şair ve halk ozanı. Eserlerini Ermenice, Gürcüce ve Azerice olarak yazmıştır. Günümüze ulaşan şarkılarının çoğu Azericedir; Pars Tuğlacı, Ermeni Edebiyatından Seçmeler, Cem Yayınevi, İstanbul, 1992.
  • Parajanov Sarkis İle, Pera Müzesi Yayınları, İstanbul 2018.