Sergei Parajanov ismini ilk defa tesadüfen gittiğim Pera Müzesi'nde duydum. Pera Müzesi tarafından 13 Aralık 2018-17 Mart 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilen Sergei Parajanov sergisini, bitmesine son bir gün kala gezdiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Çünkü Parajanov'un görsel sanatlar açısından önemli olan eserleri, Türkiye'de ilk kez sanat severlerle buluşmuştu. Kim olduğunu bilmediğim ancak öğrendiğimde kelimenin tam anlamıyla "aşık" olduğum bir sanatçı oldu kendisi. Lafı çok uzatmadan Sergei Parajanov ve sanatı hakkında biraz bilgi yolculuğuna çıkalım mı? Hadi gelin!
Sergei
Parajanov, Sovyet sinematografisi dünyasına değişiklikler getiren bir film
yönetmeni ve Ermeni kökenli bir sanatçıdır. Parajanov, 20. yüzyılın benzersiz ve şaşırtıcı sinema tarzı ile tüm dünyada birçok
insanın kalbini kazanmakla birlikte birçok insanın özellikle hükümetin reddettiği bir sanatçıydı.
9 Ocak 1924'te Tiflis'te [1] doğan sanatçı, orta öğrenimini Tiflis'te tamamladı ve 1945'te Avrupa'daki en iyi film
okullarından biri olan VGIK'in [2] yönetmenlik programına
girdi. 1952'de Kiev'deki Alexander Dovzhenko Film Stüdyosu'nda film yönetmeni olarak çalışmaya başlamasıyla sinema hayatına giriş yaptı.
Sergei Parajanov (solda) ve babası (sağda)
Sergei Parajanov, Sovyetler Birliği Hükümeti ile muhalif görüşleri nedeniyle ciddi sorunlar yaşadı. Tüm bu sorunlara rağmen sanatını icra etmekten çekinmeyen Parajanov, dört yıllık hapis hayatında bile yeteneğini ve fikirlerini ortaya koymaktan kendisini alıkoymadı. Onun bu muhalif tavırları, hükümet tarafından onaylanmadı. Film yapmasına izin verilmeyen sanatçı, başka alternatif olarak hapisten sonra, “Film yapmama izin verilmedi ve kolaj yapmaya başladım.” diyerek kolaj çalışmalarına başladı. Parajanov'un kolajları, döneminin sanat üslubundan oldukça farklı ve kendine özgüdür. Konu olarak insan yaşamında önemli olan özgürlük, aile, din, kültür gibi konuları ele almıştır. 800'den fazla kolaj, çizim ve minyatür bebek benzeri heykeller yapmıştır.
Parajanov'un çalışmalarını hapishaneye girmeden önce, hapishanede iken ve hapishaneden sonrası olarak üç döneme ayırabiliriz. Hapishaneye girmeden önceki çalışmaları, daha melankolik ve renksizdir. Ölüm, cehalet ve sıkıntılı hayatı temsil eden eserleri vardı. Hapishane çalışmalarında Parajanov, kadın, balıklar, kırık kanatlı kuşlar ve melekler çizmeye başladı. Balık, kırık kanatlı kuşlar ve melekler belkide dört duvar arasındaki esaretinin olumsuz yansımasıydı ki renklerindeki cansızlık bunu yansıtıyordu. Hapishaneden sonraki çalışmaları ise daha canlı ve parlak renkleriyle, olumlu bir hissiyat uyandırmaktaydı.
El yapımı oyun kağıtları (Ortachala Hapishanesi, Tiflis)
Hapihanedeki hemşire
Adem ve Havva
Parajanov'un Son Akşam Yemeği
Parajanov için her şey malzemedir. Arkadaşlarından ve yakınlarından topladığı her türlü malzemeyi bir sanat eserine çeviriyordu. Ortaya koyduğu eserlerine baktığımızda sembolizmi kullanarak tam anlamıyla obje sanatı ustasıdır. Kolajlarında da sıkça kullandığı objelerin her biri birer semboldür. Bu objelerin neyi simgelediğini kesin olarak bilmiyoruz. Ancak Parajanov'un hayatına bakarak günümüzde bir yorum yapılabileceğini düşünüyorum. Örnek olarak Parajanov pek çok kez Da Vinci'nin meşhur portresi "Mona Lisa"yı çalışmalarında kullanmıştır. Herkesin ahenkle baktığı kusursuz portrenin bölümlerini farklı şekillerde kullanarak hiçbir şeyin kusursuz ve mükemmel olmadığını göstermek istediğini varsayabiliriz.
Parajanov'un kolajlarına baktığımızda filmler Ukrayna, Ermenistan ve Gürcistan sineması üzerinde büyük etkisi vardır. Ukrayna'da çektiği henüz üslubunun oturmadığı sekiz film önemlidir ancak dokuzuncu, 1964 yapımı filmi Tini Zabutykh Predkiv (Unutulmuş Ataların Gölgeleri) ile çalışmasında radikal değişiklik göze çarpmaktadır. Kendi ifadesiyle “Dokuzuncu filmim Tini Zabutykh Predkiv (1964) idi. İşte tam o zaman ana konumu, ilgi alanımı bulmuştum: insanların yaşadıkları problemler. Etnografya, Tanrı, aşk ve trajedi üzerine yoğunlaştım. Edebiyat da sinema da benim için bunlar aslında.”
Bu film, sinemaya "Ateşin Atları" olarak giriş yaptı. Film, döneminde devletin benimsediği sosyalist gerçekçilikle çelişmekteydi. Hükümet, filmin değişmesini istedi ancak sanatçı bunu reddetti. Böylece Sovyet sinemasında kara listeye alındı.
1968'de Sayat Nova (Narın Rengi) filmini çekti ve 18. yüzyılda yaşamış büyük Ermeni şairi Harutyun Sayatyan'ın[3] hayatını sinemaya kazandırdı. Film uygunsuz içeriği nedeniyle Sovyet Hükümeti tarafından yasaklandı. Parajanov, filmin adını Narın -veya Narların-Rengi olarak değiştirdi. Dönemin önemli yönetmenlerinden biri olan Mikhail Vartanov:
"Griffith ve Eisenstein'in önerdiği film dilinin yanında dünya sineması Narın Rengine kadar devrim niteliğinde yeni bir şey keşfetmedi." diyerek filmi desteklemiştir.
Narın Rengi film afişi
Harutyun Sayatyan
Yönetmen Mikhail Vartanov (solda) ve Sergei Parajanov (sağda)
Narın Rengi filminden
Pera Müzesi sergisinde Parajanov'un kolajları, üzerinde halılar olan zemindeki televizyonlarda gösterilmişti. Kolaj gösterisinin etkili olabilmesi için Parajanov'un kolajlarında kullandığı müzikler yüksek sesle odaya yansıtılmıştı. Kolajların bulunduğu odaya girdiğimde ciddi söylüyorum ürpermiştim ve aynı zamanda heyecanlanmıştım. Tabii ki sergiden sonra bu iki filmi izledim. Sizinde izlemenizi tavsiye ediyorum çünkü daha önce izlediğiniz filmlerden çok farklı. Özellikle Narın Rengi filmini izledikten sonra durup birkaç gün hayatı sorgulayacağınızdan eminim.
Pera Müzesi kolajların sergilendiği oda
Parajanov'un filmleri Mar del Plata Film Festival'inde, İstanbul Uluslararası Film Festival'inde, Nika Ödülleri'nde, Rotterdam Uluslararası Film Festivali'nde, Sitges Uluslararası Film Festivali'nde, Sao Paulo Uluslararası Film Festivali'nde ve birçok festivalde çeşitli ödüller aldı.
Sanatçının sağlığı hapis yıllarında ciddi şekilde kötüleşti ve 1990 yılında Ermenistan'da akciğer kanserinden yaşamını yitirdi. Sergei Parajanov, döneminde çarpıcı, değişik ve özgün üslubu ile ses getiren bir sanatçı olması ayrıca muhalif bir sanatçı olarak hükümet tarafından kısıtlanan ancak yine de fikirlerini ve sanatını malzemelerle korkusuzca yansıtıyor olması nedeniyle değerli, bilinmesi gereken bir sanatçıdır. Parajanov'un eserlerinin hepsi hayatını kaybetmesinden bir yıl sonra Ermenistan'da avlulu, iki katlı bir binada "Parajanov Müzesi"nde sergilenmektedir. Pera Müzesi'nin katkısıyla Ermenistan'dan İstanbul'a getirtilen sanatçının eserlerini tekrar görmek ne zaman nasip olur bilmiyorum ama eğer bir kez daha böyle bir fırsat olursa mutlaka gitmenizi tavsiye ediyorum. Yazıyı Ara Güler'in çektiği Sergei Parajanov fotoğraflarıyla sonlandırıyorum. Umarım beğenirsiniz...
Kaynak ve dipnotlar
- [1] Tiflis hakkında daha çok bilgi için; Mustafa Aydın, "Tiflis", İslam Ansiklopedisi, cilt: 41, s. 150-153, İstanbul, 2012; Yücel Dağlı, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Yapı Kredi Sanat, cilt: 2, s. 160, İstanbul, 2005; Ali İhsan Bilgili, “Osmanlı ve Safevi Hâkimiyetlerinde Tiflis (XVIII. yüzyıl)”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, sy. 21, s. 22-62, İstanbul, 2009.
- [2] VGIK, dünyada sinematografi eğitimi veren en eski enstitüdür. 1919'da Vladimir Gardin tarafından kuruldu. Moskova, Rusya'da bulunur.
- [3] Harutyun Sayatyan ya da bilinen adıyla Sayat Nova - 18. yüzyıl ünlü Ermeni şair ve halk ozanı. Eserlerini Ermenice, Gürcüce ve Azerice olarak yazmıştır. Günümüze ulaşan şarkılarının çoğu Azericedir; Pars Tuğlacı, Ermeni Edebiyatından Seçmeler, Cem Yayınevi, İstanbul, 1992.
- Parajanov Sarkis İle, Pera Müzesi Yayınları, İstanbul 2018.















Hiç yorum yok:
Yorum Gönder