Tarihte
bir kahve içmek ister misiniz? Hadi gelin size Darüssaade Ağası Mehmed Ağa’nın meşhur Divanyolu’nda
1580-81 yılında yaptırdığı sebil ve sıbyan mektebinde, bunu nasıl
yapabileceğinizi anlatalım.
Öncelikle "Darüssaade" terimi nedir ona bakalım. Osmanlılar'da Darüssaade tabiri, yaklaşık 380 yıl padişahların ve ailelerinin ikametgahı olan Topkapı Sarayı'nın Harem Dairesi için kullanılmıştır. Padişahın özel dairesinin bulunduğu, hanımları, çocukları ve cariyelerinin yaşadığı bu yerin kendine has bir teşkilatı ve görevlileri vardı. Buranın her türlü hizmetiyle uğraşan ve Darüssaade ağaları denilen bu görevliler, padişaha ve ailesine yakınlıkları sebebiyle Osmanlı siyasi tarihinde önemli roller oynamışlardır.
Bu bizim Mehmed Ağa da sarayın Darüssaade ağalarındandı. 3. Murad'ın 1574 yılı Aralık Ayında tahta çıkmasından sonra Darüssaade ağalığına getirilen Mehmed Ağa, bu rütbeyi elde eden ilk "siyahi" ağa idi. Siyahi diyorum çünkü Mehmed Ağa, Habeşistan'da köleleştirilip hadım edildikten sonra Mısır beylerbeyinin sarayında bir süre kaldığı ve oradan Şehzade Selim'in sarayına gönderildiği bilinmektedir.
Bu bizim Mehmed Ağa da sarayın Darüssaade ağalarındandı. 3. Murad'ın 1574 yılı Aralık Ayında tahta çıkmasından sonra Darüssaade ağalığına getirilen Mehmed Ağa, bu rütbeyi elde eden ilk "siyahi" ağa idi. Siyahi diyorum çünkü Mehmed Ağa, Habeşistan'da köleleştirilip hadım edildikten sonra Mısır beylerbeyinin sarayında bir süre kaldığı ve oradan Şehzade Selim'in sarayına gönderildiği bilinmektedir.
Dârüssaâde ağası Mehmed Ağa’nın Sultan III. Murad adına telif edilen Gence Fetihnâmesi’ni padişaha takdim edişini gösteren bir minyatür (TSMK, Revan Köşkü, nr. 1296, vr. 8b
Habeşi
hadım Hacı Mehmed Ağa, o dönemde itibar bakımından Kapı Ağası’na denk bir
konuma getirilmişti. Ortaya çıkan bu yeni durumun mimari alana da yansımasını
görmekteyiz. Mehmed Ağa, muhtemelen ilk siyahi banilerdendi ve yine muhtemelen ilk vakıf eseri
olan İmparatorluğun ve İstanbul’un en önemli konumunda, Divanyolu’nda yaptırmış olduğu bir sıbyan
mektebi ve sebil bulunmaktadır.
Ağa’nın
bu yapısı, form olarak altı sebil, üstü sıbyan mektebiydi. Bu yapı Memluklara
ait bir form olan sebil-küttabdan (sebil-mekteb) esinlenilmişti. 1582’de
vakfedilen sebil mektebin kitabe tarihi 988’dir (1580-81). Necipoğlu, Mehmed
Ağa’nın 1578’de Medine’de Memluklardan kalma bir mekteb ile sebili onarma izni
aldığına dikkat çekerek ağanın İstanbul’daki yapısının bu tür eski örneklerden
esinlenmiş olabileceğini belirtir.
Meşhur
Divanyolu’nda bulunan bu yapımız kısa süre önce restorasyondaydı. Restorasyondan
önce yapı sebil ve mekteb özelliğini yitirmiş durumdaydı. IM Mimarlık
Restorasyon Dekorasyon Şirketi tarafından yapılan restorasyonda yapı kurtarılmaya
çalışılmıştır. Aşağıya restorasyondan birkaç fotoğraf bırakıyorum ki şimdiki
hali ile kıyaslayabilesiniz.
Gördüğünüz gibi yapı kötü bir haldeymiş.
Bu gibi yapılarımızı korumak için yapılan restorasyon projeleri herkes
tarafından farklı şekilde eleştirilebilir. Kimine göre iyi, kimine göre ise
kötü olarak değerlendirilebilir. Ancak ben bu yapıdaki restorasyon işlemini iyi
olarak değerlendiriyorum. Ayrıca tarihi bir yapının da kullanılarak
korunmasından yanayım. Tabi bu yapı günümüzde dönemindeki işleviyle
kullanılmıyor. Yapı, şuan Mam Coffee tarafından cafe olarak işletilmekte.
Bir tarihi eser ancak bu kadar güzel
kullanılabilirdi. Ayrıca iç dekorasyonunu
da beğeneceğinizden eminim. Mam Coffee’de kahvenizi yudumlarken tarihin içinde
olduğunuzu hissediyorsunuz. Aslında sadece içtiğimiz kahvenin veya yediğimiz
pasta diliminin öneminden çok bu tür aktiviteleri yaptığımız mekânların tarihini
bilmemizin daha önemli olduğunu düşünüyorum. “Ben neredeyim ve burası
neresiydi?” gibi soruları sormamız, meraklı olmamız, biraz da okumamız
gerekiyor. Her gün önünden geçip gittiğimiz, “taş” diye nitelediğimiz onlarca
yapının bize ne söylediğini duymuyoruz bile. Bazen hayatın hızına kendimizi
kaptırmadan biraz durmak lazım. Durup dinlemek ve dinlenmek…
Cafe’nin iç dekorasyonun da kullanılan
renkler çok hoş ve yapı malzemesinin de dönemine uygun olması da ayrı bir
güzellik.
Cafe’nin üst katında grupça veya çift olarak
oturabileceğiniz şirin koltuklar, pembe renkleriyle tuğla malzeme ile uyum
sağlamış gözüküyor. Kahve olur da kitap olmaz mı demeyin Mam Coffee bunu da
düşünmüş ve cafeye bir de küçük kütüphane eklemiş.
Cafenin fiyatlarına gelecek olursak…
Bence mekânın konumuna ve tarihi yapısı olmasına karşın fiyatlar öğrenciler
için çok uygun. Üniversite öğrencilerinin dersten çıktıktan sonra takılabileceği,
hoş sohbetlerin yapılabileceği ve güler yüzlü personellerin olduğu hoş bir mekân.
Bir de tarihi bir yerde takılmakta cabası… Aşağıya cafeden fotoğraflar bırakıyorum. Umarım ziyaret eder ve beğenirsiniz…
Kaynaklar: DİKİCİ, A.E., 2016. Osmanlı
Mimarlık Kültürü,
Kubbealtı Yayınları, İstanbul.
NECİPOĞLU, G., 2013. Sinan Çağı, İstanbul Bilgi Üniversitesi, İstanbul.
TEZCAN, B., BABİR, K.K., 2007. İdentity And İdentity Formation in the Ottoman
World: A Volume of Essays in Honor of Norman İtzkowitz, Center for Turkish Studies at the University of Wisconsin.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder